İLETKEN
POLİMERLER
Otuz yıl öncesine kadar bütün karbon tabanlı polimerlere çok
iyi bir yalıtkan olarak bakılıyordu. Plastiklerin elektriği
iletme fikri o yıllarda pek rağbet görmedi. Gerçekten
plastik malzemeler bu yalıtkan özelliği ile elektronik
endüstrisinde yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Bununla
birlikte, bu dar bakış açısı yeni keşfedilen ve kendine özgü
iletkenliği olan elektroaktif polimerlerle birlikte çok
süratli bir şekilde değişmiştir. Polimerlerin bu sınıfı
henüz başlangıç safhasında olmasına rağmen, 1950–1930
yılları arasında, plastiklerin endüstrideki öneminden çok
daha fazla önem kazanmaktadır.
İlk iletken plastikler kazara Almanya’daki BASF plastik
araştırma laboratuarında aromatik bileşiklerin oksidatif
kuplajı çalışmaları sırasında keşfedilmiştir. Burada
Polyphenylene ve polythiophene polimerler yapılmış ve bu
polimerlerin elektriksel iletkenliklerinin 0.1 S cm–1’lik
bir artış gösterdiği gözlenmiştir. Daha sonradan başka
birçok iletken bileşik keşfedilmiştir.
Polimerler,
uzun zincirli moleküllerdir. Bunlara makromolekül de
denmektedir. Monomer denen çok sayıda daha basit birimlerin
birbirine eklenmesiyle yapılırlar. Polimerlerin hem organik
hem de inorganik dünyada son derece geniş bir yayılım alanı
vardır. Selüloz, linyit, proteinler veya nükleik asitler
organik polimerlerin tipik örneklerindendir. Elmas, kuartz,
feldispat gibi bazı maddeler de inorganik polimerlere birer
örnek teşkil ederler. Bu maddelere ilave edilmesi gereken
polyethylene, polyurethane, polycarbonate, vb. gibi önemli
sayıda birçok sentetik polimerler de vardır. Sentetik
polimerlerin sayısı ve çeşitliliği çoğalmaya devam ettikçe,
bunların değişik tekniklerle araştırılması ve incelenmesi de
bitmeyecektir. İletken polimerlerin yapısını araştırmak için sıkça
kullanılan bu metotlardan biri de Elektron Paramanyetik
Rezonanstır (EPR). Sadece paramanyetik merkezleri açığa
vurma özelliğinden dolayı, EPR tekniği bu tarz incelemeler
için gayet uygun bir yöntemdir. Makromoleküllerin iki
elektronlu kimyasal bağlarının kırılmasıyla oluşturulan
bozukluklar paramanyetik serbest radikallerdir. Bunlar,
mekanik öğütme, çeşitli kimyasal ajanların etkisi, iyonize
edici ışınlama, gama ve ultraviyole ışınlaması gibi birçok
yöntemlerle oluşturulabilirler. Bu teknikle, polimerlerde
serbest radikallerin araştırılması, molekül zincirlerinin
kırılmasıyla irtibatlı olan yaşlanma, kimyasal ajanların
etkisi veya ışınlamaya maruz kalma gibi farklı süreçlerin
anlaşılmasında çok kullanışlıdır.
Genellikle,
serbest radikaller, zayıf bir spin-yörünge etkileşmesine
sahip olmalarından dolayı, serbest elektronunkine yakın
g-faktörü ile karakterize edilirler. Aynı zamanda, serbest
radikallerin EPR spektrumları genellikle iyi çözülmüş aşırı
ince veya süper aşırı ince yapı yarılmaları gösterir. Bu
yarılmalar, araştırılan radikallerin kimyasal yapılarını
yansıtarak onların daha iyi tanınmasını imkân verirler.
Diğer yandan, polimerler, hatta yüksek mertebede düzenli
olanları bile, tipik kristal katılar değillerdir, fakat
camsı (glassy) duruma benzer bazı özellikler gösterirler.
Bilim adamları, daha ucuz malzeme üretmek için devamlı
çalışıyorlar. Nitekim çok uzun bir geçmişi olmayan naylon,
lâstik, plâstik ve polivinilklorür (PVC) bugün çok yaygın
olarak kullanılan maddeler sırasına girmiştir. Çevremizde
gördüğümüz, günlük hayatta kullandığımız pek çok şey,
plâstikten, yani polimerlerden yapılmıştır. Polimerler (poly=
çok, meros=parça, ünite), birbirine benzer küçük molekül
birimlerinin zincir şeklinde birbirine eklenerek meydana
getirdiği dev moleküllerdir. Çok sık kullandığımız naylon
poşetlerden, araba lâstiklerine; çocuk oyuncaklarından,
kışın giydiğimiz botların tabanlarının yapımına kadar, pek
çok sahada polimerler kullanılmaktadır.
Polimerler, yani plastikler, metallerin aksine yalıtkan ve
elektriği iletmeyen maddeler olarak bilinmekteydi ve bu
özelliği ile de elektrik tellerinin kaplanmasında
kullanılmaktadır. Çünkü böylece elektrik tellerinin
canlılarla ve birbirleriyle kısa devre teması önlenir.
Ancak, bütün bunlarla birlikte Alan J. Heeger, Alan G.
MacDiarmid ve Hideki Shirakawa isimli bilim adamları
yaptıkları buluşlarıyla bir polimer olan poliasetilenin (polyacetylene)
hemen hemen bir metal gibi iletken olabileceğini
gösterdiler. Bu buluşla polimerlerin hep yalıtkan olma imajı
da değiştirilmiş olmaktadır. Bu bilim adamları bu buluşları
ve polimerlerle ilgili sonraki çalışmalarından dolayı Nobel
2000 kimya ödülüne layık görülmüşlerdir.
Poliasetilen, Shirakawa ve arkadaşları tarafından 1974 te,
Ziegler Natta ( K. Ziegler ve G. Nata; Nobel 1966 kimya
ödülü) katalizini kullanarak, asetilenden gümüş renkli,
parlak görünümlü bir film hazırlayana kadar siyah bir toz
olarak bilinirdi. Fakat o metalik görünümüne rağmen henüz
bir iletken değildi. Bununla birlikte, 1977 de, Shirakawa,
MacDiarmid ve Heeger klor (chlorine) brom (bromine) veya
iyot (iodine) buharı ile yükseltgenme (oxidation)
yaptırdıkları polimer filmlerinin, orijinal hallerinden, 109
kez daha iletken olduklarını buldular. Polimerlerin
halojenlerle muamelesi yarıiletkenlerdekine benzer biçimde “katkılama”
(doping) olarak isimlendirilmiştir. Poliasetilenin “katkılı”
hali metre başına 105 siemens lik bir iletkenliğe sahiptir.
Bu da daha önce bilinen polimerlerinkinden epeyce yüksek bir
değerdir. Bir kıyaslama yapacak olursak, iyi bir yalıtkan
olan teflonun iletkenliği 10-16 S m-1 iken ve gümüş ile
bakırınki 108 S m-1 dir.
İletken bir polimerin temel özelliği polimerin omurgası (ana
zincir) boyunca konjuge (ardışık sıralanmış) çift bağların
olmasıdır. Konjugasyonda, karbon atomları arasındaki bağlar
birbiri ardı sıra değişen tek ve çift bağlar şeklinde
dizilmişlerdir. Her bir bağ kuvvetli bir kimyasal bağ olan “sigma”
(s)
bağı içerir. İlaveten, her çift bağda daha zayıf (% 30) ve
daha az lokalize olmuş bir “pi” p bağı vardır. Bunlara rağmen, konjugasyon, polimer maddeyi
iletken yapmak için yeterli değildir. Fakat bunlara dopant
maddeleri girdirilerek iletkenliği arttırılabilir.
Dopantların yaptığı şey malzeme içersinde elektron ve “hole”
lerin sayısını arttırmaktır. Bir elektron eksikliğinin
olduğu konuma bir hole denir. Böyle bir “hole” komşu bir
konumdan atlayan bir elektronla doldurulduğunda yeni bir
hole oluşturulur ve bunun böyle devam etmesiyle yükün uzun
bir mesafeye göç etmesi sağlanır.
Elektriksel İletkenlik
İletkenlik ohm kanunu ile tanımlanır:
(1)
Burada I bir dirençten geçen akımdır (Amper biriminde). V de direncin uçları arasındaki potansiyeldir (Volt biriminde). Orantı sabiti R de Ohm (W) biriminde iletkenin “direnci” dir. R direncini bulmak için direncin uçları arasına bilinen bir voltaj uygulanır geçen akım ölçülür. Direncin tersine (R-1) iletkenlik denir. Ohm kanunu deneye dayalı bir kanundur ve tersinmez termodinamikle ilişkilidir. Potansiyel gradyantının bir sonucu olarak I akımı harcanan enerjiye belirler (RI2, Joule s-1). Bütün maddeler Ohm kanununa itaat etmez. Gaz boşalması, vakum tübler, yarıiletkenler ve bir boyutlu iletkenler (lineer polien zinciri gibi) genellikle Ohm kanunundan saparlar. Ohmik maddede direnç numunenin l uzunluğu ile doğru orantılı ve numunenin kesit alanı A ile ters orantılıdır:
(2)
Burada r, W cm (SI biriminde W m) biriminde özdirençtir. Bunun tersi, s=r-1 dir ve buna da öziletkenlik denir. İletkenlik birimi Siemens (S=W-1) dir. Öziletkenliğin birimi ise S m-1 dir.

Şekil 1 Quartzdan (yalıtkan) bakıra (iletken), diğer
maddelerinkiyle polimer iletkenliğinin kıyaslanması.
Yarıiletkenlerinkine karşılık gelen iletkenliğe polimerler
de sahip olabilir.
Öziletkenlik yük taşıyıcıların yoğunluk miktarına (n) ve onların madde içinde ne kadar hızlı kızlı hareket edebildiğine (m hareketlilik) bağlıdır. Bu bağlılık aşağıdaki gibi formülleştirilir.
(3)
Burada –e, elektronun yüküdür. Yarıiletkenlerde ve elektrolit çözeltilerde, pozitif yük taşıyıcılarından (holler veya katyonlar) dolayı, Denk.(3) e fazladan bir terim daha ilave edilmelidir. Öziletkenlik sıcaklığa bağlıdır. Öziletkenlik, yarıiletken ve yalıtkanlarda genellikle sıcaklığın düşmesiyle azalırken, metalik maddelerde ise (bunların bazıları belli bir Tc kritik sıcaklığının aşağısında süperiletken olurlar) sıcaklığın azalmasıyla artar.

Şekil 2 İletken polimerlerin iletkenliği, sıcaklık düşüşü ile iletkenlikleri artan, gümüş gibi tipik metallerin aksine, sıcaklık düşüşü ile azalır.
Bir
maddeyi ne iletken yapar?
Kristaller, esnek polimerler veya sıvı kristaller gibi birçok maddede, elektrik, optik ve gerilme gibi makroskobik özellikler genellikle yöne bağlıdır. Yöne bağlılıklarından dolayı onlara anizotropik denir. Benzer biçimde, maddelerin elektriksel iletkenliği de yöne bağlı olabilir ve anizotropik olabilir. Karbonun üç temel bileşiği elmas, grafit ve poliasetilendir. Bunlara sırasıyla, karbonun üç-, iki- ve bir-boyutlu biçimleri olarak bakılabilir (Şek.3). Poliasetilende her bir karbon atomuna bir hidrojen atomu bağlıyken, elmas ve grafit saf karbon yapılardır.
Şekil 3 Üç-, iki- ve bir-boyutlu karbon maddeleri: Elmas (a)
ve Grafit (b) kristal örgüleri, ve poliasetilen zinciri (c).
Poliasetilenin alternatif bir çizimi de (d) de
gösterilmiştir.
Sadece s bağları içeren elmas, bir yalıtkandır ve yüksek
simetriktir. Yüksek simetri elmasın özelliklerinin izotropik
olmasını sağlar. Grafit ve asetilen hem p elektronlarına sahiptirler hem de, katkılama yapıldıkları
zaman, yüksek derecede anizotropik metalik iletken olurlar.
İletkenlik, grafit halkaları düzleminde, bu düzleme dik
açılardakinden yaklaşık bir milyon kez daha büyüktür. Yani, s (paralel)/ s (dik) = 106 dır. Buna karşılık olarak, gerilme-yönelimli
poliasetilenin iletkenliği de gerilme yönünde, buna dik
yöndekinden yaklaşık 100 kez daha yüksektir. Grafitle
kıyaslandığında, bu daha küçük anizotropi, zincirler
arasında “kısa devre” den kaynaklanabilir. Poliasetilen
zincirleri sonsuz olmadığından, eğer malzeme makroskobik
olarak iletken olacaksa, onlar arasındaki temaslar
önemlidir. Grafitle kıyaslandığında poliasetilendeki düşük
iletkenlik anizotropisi bu şekilde açıklanabilir.
Anizotropi, gerilerek dizilmiş polimerlerin diğer konularında da ilginçtir: Işığın soğurulması anizotropik olduğunda malzeme bir polarizör gibi davranır. Mekanik gerilme de anizotropiktir: Sıralı poliasetilen fiberler yönelim doğrultusu boyunca çok kuvvetli olarak bilinir.
İletken polimerler
İletken
polimerler organik ve inorganik elektriksel iletkenlerin
daha eski, daha geniş bir grubunun bir alt-grubudur.
Gerçekte, 1862 yılının başları kadar eski, Londra Hastanesi
Kolejinde, sülfürik asit içinde anilinin anodik
oksidasyonuyla, muhtemelen polianilin olan kısmen iletken
bir madde elde edildi. 1970’in başlarında, çok düşük
sıcaklıklarda (Tc = 0.26 K) süperiletken olan inorganik
patlayıcı polimer, polisülfür nitrit (SN)x bulundu. Bundan
başka bu zamana kadar daha birçok iletken organik polimer
çalışmaları da yapıldı. Bunlarla birlikte, bu yeni araştırma
alanını gerçek anlamda ilk defa başlatan iletken polimer
poliasetilendir .
1958 yılında,
Natta ve çalışma arkadaşları, Et3Al/Ti(OPr)4 (Et = etil, Pr
= propil) katalizörünü kullanarak asetileni hekzan içersinde
polimerleştirdiler ve böylece poliasetilen polimerini elde
ettiler. Bu oluşan madde yüksek derecede kristalimsi ve
düzenli yapısına rağmen, siyah, havaya duyarlı, kaynaşmaz ve
çözünmez bir tozdur. Ziegler-Natta polimerleşmesi, etilen
gibi alkenlerin polimerleşmesi için, büyüyen makromolekülün
karbon-titanyum bağına doymamış bir molekül eklenerek
geliştirildi. Bu süreç büyük ölçüde kataliz sistemin seçim
aktivitesine bağlıdır. 1970’lerin başlarında Shirakawa ve
çalışma arkadaşları poliasetilenin iyi tanımlanmış
filmlerini yapma imkânı veren bir metot uyarladılar.
Shirakawa’nın esas buluşu, bu polimerleşmenin, inert bir çözücüde katalizör sisteminin konsantre çözeltisinin yüzeyinden etkilenebilir olmasıydı. Bu sentetik prosedür inert bir atmosfer altında toluenin küçük bir hacmine önce Ti(OBu)4 ve sonra da Et3Al nin ilave edilmesini kapsamaktadır. Bu çözelti 20 °C lik bir sıcaklıkta 45 dakika bekletildi ve bundan sonra -78 °C’ dereceye kadar soğutuldu. Reaksiyon kabı boşaltıldı ve sonra asetilen gazı girdirildi ve bunun, reaksiyon kabının duvarları üstünde oluşan kataliz filmi ile reaksiyona girmesine izin verildi. Burada hemen bir poliasetilen filmi oluştu. Reaksiyon, reaksiyona girmemiş asetilen gazının boşaltılmasıyla kontrol edildi. Bu prosedür sonucunda bakır renkli bir all-cis-poliasetilen elde edildi. Shirakawa’nın bu prosedürü, reaksiyon 150 °C de n-hexadecane çözücüsünde yapılarak, tekrarlandı ve gümüş renkli all-trans- poliasetilen elde edildi. Bununla birlikte onun iletkenliği az da sayılmazdı: cis-poliasetileninki 10-8 – 10-7 S m-1 civarında ve trans- poliasetileninki ise 10-3 – 10-2 S m-1 dir

1975’te
Profesör Alan Heeger ve Alan MacDiarmid kovalent inorganik
polimerlerin (SN)x metalik özelliklerini incelemek için
ortak çalışmaya karar verdiler. Onlar Tokyo’da Shirakawa ile
buluştuktan sonra dikkatlerini poliasetilene kaydırdılar.
Pennsylvania Üniversitesinde bir ziyaret sırasında,
Shirakawa, poliasetilenin polimerleşmesini daha sade ve
hassas yapmıştır. (SN)x maddelerinden kaynaklanan tecrübesi
ile MacDiarmid, poliasetileni iyotla işleme sokarak
değiştirmek istedi. Shirakawa ve Ikeda daha önceden gümüş
renkli poliasetilen filmlerinin bromür veya klorür ile
muamele edilmesinin (işleme tabi tutulmasının) renk
değiştirmeksizin infrared geçişini azalttığını görmüşlerdir.
Heeger’den yardım alan MacDiarmid, laboratuvarında iyodürle
işleme tabi tutulmuş trans-poliasetilen için 3000 S m-1 lik
bir iletkenlik ölçtüler. Bu da katkısız materyallere göre
yedi kat mertebesinde büyük bir artış demektir. 16 Mayıs
1977 de yeni ufuklar açan bir makale yayınlandı ve başlığı
“Elektriksel olarak iletken polimerlerin sentezi:
Poliasetilenin (CH)x halojen türevleri” idi. Daha sonra,
aynı yıl içinde konu üzerine daha ayrıntılı açıklamalar
yapan iki makale daha yayınlandı. Bunları heyecan verici
deneyler takip etti. Shirakawa artık cis/trans çift bağ
oranını kontrol edebiliyordu. Cis-poliasetilen, katkılamayla
daha yüksek iletkenlikler bile gösterdi. İyodürle, polimer
ilk defa, all-trans polimere izomerleştirildi. Katkılamayla
böyle bir etkinlik (serbest bozukluk) kazanan katkılanmış
poliasetilendeki yönelimin derecesi bir uçtan bir uca daha
büyük oldu. AsF5 ile katkılanması cis-poliasetilenin
iletkenliğinde 1011 lik bir çarpan kadar artışa sebep oldu.
Heeger, MacDiarmid ve Shirakawa tarafından bulunan bu yüksek
iletkenlik net bir şekilde “plastik elektronik” devrini
başlatmış oldu.
1980’nin başlarından beri geniş olarak çalışılan başka polimerler de vardır. Bunlar polypyrrole, polythiophene (ve çeşitli polythiophene türevleri), polyphenylenevinylene ve polyaniline polimerleridir. Bunlar içinde poliasetilen en çok kristalimsi iletken polimer olarak durur, fakat ticari olarak yapılacak iletken polimerler içinde birinci sırada değildir. Çünkü poliasetilen havadaki oksijenle kolaylıkla okside (yükseltgenebilir) olabilir ve neme de duyarlıdır. Polypyrrole ve polythiophene, poliasetilenden önemli ölçüde farklıdır. Çünkü bunlar katkılı biçime doğrudan sentezlenebilir ve havada çok kararlıdırlar. Bunların iletkenlikleri düşük, yani 104 S m–1 civarındadır, fakat bu da birçok pratik amaçlar için yeterli büyüklüktedir.
İletken polimerlerin Uygulamaları
Aşağıda ticari
örnekleri verilen malzeme listesi, Heeger’in, Mac Diarmid ve
Shirakawa’nın buluşlarının, iletken polimerlerin daha
sonraki gelişimi üzerine etkilerini göstermesi açısından
önemlidir. Polimerlerin kullanımına yönelik temel ilgi,
polimer filmlerin oluşum sürecinde çözelti kullanılarak
düşük maliyetli üretimler üzerinedir. Örneğin, hafif veya
yumuşak displaylar ve entegre devreler, teorik olarak basit
inkjet printer teknikleri kullanılmasıyla imal
edilebilirler.
Katkılanmış
polianilin bir iletken ve elektronik devrelerin
elektromanyetik perdelenmesi için kullanılmaktadır.
Ploystyrenesulfonic
asit ile katkılanmış Poly (ethylenediaxythiophene) (PEDOT)
polimeri, pohotografik emülsiyonlar üzerine elektrik
boşalmalarını önlemek için bir anti-statik kaplama malzemesi
olarak imal edilmiştir ve polimerik ışık yayınlayan
cihazlarda hole enjekte eden bir elektrot olarak da
kullanılmaktadır.
Poly(phenylene
vinylidene) türevleri, elektroluminesans displayların (mobil
telefon displayları) pilot üretiminde kullanılacak aktif
katmanlar için en büyük adaylardan biridir.
Poly(dialkylfluorene)
türevleri, ful renkli video matris displaylardaki
yayınlayıcı (emissive) katman için kullanılmaktadır.
Poly(thiophene)
türevleri, alan etkili transistörlerin yapımını vaat ediyor.
Bunların süpermarket kontrollerinde (checkout) kullanılması
mümkün olabilir.
Poly(pyrrole)
türevleri mikrodalga soğuran “gizli: stealth” (radara
yakalanmaz) ekran kaplaması olarak test edilmiştir. Ayrıca
çeşitli algılama cihazlarının aktif ince katmanı olarak da
kullanılabilmektedir.
İletken polimerlerin diğer mümkün uygulamaları süperkapasitörler ve elektrolit-tipi kapasitörleri içermektedir. Polianilin gibi bazı iletken polimerler, birçok protonasyona ve osidasyona uğramış biçimlerinin bir sonucu olarak geniş bir aralıkta renklenme gösterirler. Bunların bu elektrokromik özellikleri, örneğin, yazın güneş ışığını absorbe eden “akıllı: smart) pencereler yapılmasında kullanılabilir. Polimerlerin sıvı kristal üzerine bir avantajı, büyük sayfalar (çok büyük kâğıt yapraklar) biçiminde üretilebilmeleri ve sınırsız görüş açısına sahip olmalarıdır. Bu polimerler genellikle, elektron-tabancalı displaylar kadar hızlı tepki vermezler. Çünkü, dopantların, polimerin bir ucundan bir ucuna göç etmesi için belli bir zamanın geçmesi gerekir. Fakat buna rağmen, birçok uygulamalar için yeterince hızlıdırlar.
Sentez ve işleme yöntemi
Genellikle,
moleküler bir maddenin ilk kimyasal sentezi ile pratik
uygulamalarına yönelik işlenme yöntemlerinin gelişimi
arasında büyük bir merhale vardır. İlk poliasetilenler bir
katalizör aracılığı ile asetilenin polimerleşmesinden elde
edilmiştir.
Cis- ve trans-
olmak üzere iki poliasetilen oluşumu içinde, trans formu
termodinamik olarak daha kararlıdır. Shirakawa’nın
poliasetileni başlıca cis formuna sahip bakır renkli esnek
bir filmdir ve 150 °C
dereceye kadar ısıtıldığında gümüş renkli trans forma
dönüşebiliyordu. X-ışınları kırınımı ve taramalı elektron
mikroskobu bu gibi filmlerin polikristalin mat lifler
biçiminde olduğunu göstermiştir. Bu maddeler yarıiletkendir
ve trans izomeri (4.4x10–3 S m–1), cis (1.7x10–7 S m–1)
izomerinden daha yüksek iletkenliğe sahiptir. Shirakawa ve
Ikeda, (CH)x filmlerinin oda sıcaklığında birkaç dakika brom
ve klora maruz bırakıldıklarında, infrared spektrumlarında (
4000 ve 400 cm–1 arasındaki geçişte azalma) dramatik bir
düşüşün olduğunu görmüşlerdir. Bunun aksine, tam bir
halojenleşmeye maruz bırakmakla beyaz renkte (CHBr)x filmi
oluşmuştur ve bu da yüksek IR geçişi vermiştir. Bununla
birlikte, bu kişiler bunların iletkenliklerini
araştırmadılar. Çünkü, bunun araştırılması, katkılamanın
(doping) etkisini incelemek için birlikte ortak çalışmaya
karar verdikleri Heeger ve MacDiarmid’e kalmıştır.
Poliasetileni iyi bir elektrik iletkenine dönüştüren halojen katkılama, bir oksidasyondur ve buna p-tipi katkılama da denir. Bir alkali metal kullanılarak indirgeyici katkılama da yapılabilir ve buna da n-tipi katkılama denir. Aşağıda iki katkılama tipinin kimyasal denklemleri verilmiştir.
[CH]n + 3x/2 I2 ® [CH]nx+ + xI3- oksidatif katkılama
[CH]n + xNa ® [CH]nx- + xNa+ indirgeyici katkılama
Katkılı polimerler dolayısıyla bir tuzdur. Bununla birlikte,
I3- veya Na+ iyonları tamamlayıcı iyon değildir, fakat onlar
polimerin üzerindeki yüklerin, hareketli yük
taşıyıcılarıdırlar. Filme dik bir elektrik alan uygulayarak,
tamamlayıcı iyonlar yapı boyunca dağıtılabilirler. Bu da
katkılama reaksiyonunun ileri veya geri ilerlemesine sebep
olur. Bu yolla iletkenlik anahtarlanabilir, yani iletim
kapatılabilir veya açılabilir.
Herhangi bir çözücüde çözünmesi ve erimesi çok zor
olduğundan, poliasetilen ve polypyrrole ve polythiophene
gibi başka birçok polimerin işlenmesi, zaman aşınımına
uğramıştı. Bununla birlikte, yıllar geçtikçe geliştirilen
daha yeni metotlarla, bunların işlenmesi artık mümkün hale
gelmiş bulunmaktadır. 1980 de, James W. Feast ve çalışma
arkadaşları, Durham Üniversitesinde, çözülebilir bir polimer
olan poly(7,8-bis(trifluoromethyl)-tricyclo[4.2.2.0]deca(3,7,9-triene)
maddesini başlangıç polimeri olarak kullanıp, poliasetileni
sentezlemeyi başardılar. Isıtıldığında, bis-trifluoromethylbenzene
ayrışık ürünü, geride Shirakawa’nın kinden daha yoğun bir
poliasetilen film bırakarak buharlaşır. Başka bir önemli
buluş da, Caltech araştırmacılarından Robert H. Grubbs ve
çalışma arkadaşları tarafından yapıldı. Bu araştırmacılar
titanium alkylidene kompleksini katalizör olarak kullandılar
ve Cyclooctatetraene molekülünü metatez polimerleşmesiyle
poliasetilene dönüştürdüler. Bu poliasetilen 35000 S m–1
civarında bir iletkenliğe sahiptir, fakat diğer
poliasetilenler kadar kararlı ve kontrol edilebilir
değildir. Bununla birlikte, Grubbs ve arkadaşları, alkil
sabsituenler iletkenliği önemli ölçüde düşürmesine rağmen,
cyclooctatetraene molekülüne alkil sabsituenler ekleyerek,
arzu edilen herhangi bir formda çözülebilir sabsitut bir
poliasetilen hazırlamayı başardılar.
Elektrik özelliklerinde başka bir ilerleme de 1987
yılında yapıldı, fakat bu ürün işlenemiyordu. Batı
Almanya’da, BASF (Badishe Anilinen und Soda Fabrik) bilim
adamları Herbert Naarman ve Nicholas Theophilou tarafından
geliştirilen metot, 150 °C
derecede, Shirakawa’nın metoduna dayalı bir polimerleşmedir.
Bu polimer, katkılandığında, 107 S m–1 den daha yüksek bir
iletkenlik göstermekteydi. Bu da bakırınki ile aynı mertebe
demektir. Bu poliasetilen, önceki hazırlanışlarına göre çok
daha düzenli ve daha az hata ile yapılmasından dolayı daha
yüksek iletkenliğe sahip olabilir.
Şimdiye kadar listelenmiş olanlara ilave edilmesi gereken, ilginç özelliklere sahip başka polimerler de geliştirilmiştir. Bunlar; polyparaphenylene, polypyrrole, polythiophene, ve polianilin ve onların türevleridir. Bu malzemeler genellikle poliasetilenden çok daha az iletkenlik (102–104) gösterirler. Ancak bu değer çoğu uygulamalar için yeterince büyüktür. Bu polimerler bağıl olarak yüksek kararlılık ve işlenebilirlik avantajlarına sahiptirler. Örneğin, poly(3-dodecylthiophene) katkısız halde güçlü bir film olarak hazırlanabilir ve katkılanarak, iletkenliği 105 S m–1 gibi bir değere çıkartılabilir.
Polimer iletkenliğinin mekanizmi (Oluş biçimi, işleyişi)
Bir metalde, bağıl olarak düşük bağlanma enerjisine
sahip yüksek yoğunluklu elektronik durumlar vardır ve
uygulanan bir elektrik alanı altında serbest elektronlar
atomdan atoma kolayca hareket edebilirler. Malzemenin
iletkenliği standart prosedürlerle ölçülebilir. Metalik
bakır için bu değer 108 S m–1 olarak ölçülmüştür.
Bir maddenin elektrik özellikleri onun elektronik yapısı ile belirlenir. Bir metalde, yalıtık moleküllerinkine benzer bir biçimde moleküler orbitaller oluşturmak için, atomların orbitalleri bütün yönelimlerdeki komşu atomların eşdeğer orbitalleri ile üst üste binerler. N tane etkileşen orbital N tane moleküler orbital oluşturur. Ancak, metalde ya da herhangi bir sürekli katı-hal yapıda, N çok büyük olacaktır (1 cm3 bir metal parçası için bu değer tipik olarak 1022 dir.). Belli bir enerji aralığında moleküler orbitallerin birlikte yer alması, görünüşte enerjilerin sürekli bir bandını oluşturur (Şek.5). Bir metal atomunda, örneğin bir soy gaz atomunun aksine, valans (değerlik) orbitalleri dolu değildir. Bu yüzden N moleküler orbitalden oluşan band tamamen doldurulmayacaktır, fakat bütün moleküler orbitallerin enerji düzeylerinin üstünde bir düzey de boş olacaktır. Elektronların olduğu en yüksek enerjili band ile elektronların olmadığı en düşük enerjili band arasındaki enerji boşluğuna band gap denir. Elektronların olmadığı en düşük enerji bandına iletkenlik bandı, elektronların olduğu en yüksek enerji bandına da valans band denir. Metallerin iletkenliği ya kısmen dolu valans veya iletkenlik bandları, ya da sfıra yakın band gapden dolayıdır. Zayıf bir elektrik alanla bile elektronlar kolaylıkla dağıtabilirler. Elektronlar hollere göre daha yüksek enerji düzeyindedir. Bu durum yüklerin hızlı bir şekilde taşınması için idealdir. Makroskobik boyutlar üzerine delokalize (yayılmış) olmuş bir iletkenlik orbitalinde belli bir konuma enjekte edilen bir elektron, bu orbital uzayının başka herhangi bir noktasındaki aynı orbitali ani olarak terkedebilir.

Şekil 5 Bir yalıtkan, bir yarıiletken ve bir metal
arasındaki farkı açıklayan basit bant resmi.
Basit bir serbest-elektron moleküler orbital modeli, poliasetilen gibi lineer zincirli atomlardan yapılan iletken, yarıiletken ya da yalıtkan bir malzemeyi nicel olarak tanımlamak için ihtiyaç duyulan minimum elemanları bize sağlar. d mesafesiyle birbirinden ayrılan N atomlu bir dizi farz edelim. Zincirin toplam uzunluğu (N–1)d veya büyük N için yaklaşık olarak Nd olsun. Bir boyutlu kutudaki (kutunun içinde potansiyel sıfır ve dışında sonsuz) serbest parçacığın, kuantum mekaniksel modele göre, dalga fonksiyonlarına (Şek. 6) aşağıdaki özdeğer serisi karşılık gelir.
(4)
Burada h
Planck sabitidir. m elektronun kütlesi ve n kuantum
sayısıdır.
Moleküler orbital başına iki elektron olmak üzere (pauli dışarlama prensibine göre), N tane p-orbitalindeki elektronların, bu seriye uygun biçimde, moleküler orbitallere yerleştirildiğini farz edersek, en yüksek dolu orbital (HOMO) aşağıda verilen enerjiye sahip olur.
(5)
En düşük boş moleküler orbitalin enerjisi de aşağıdaki gibi olur.
(6)
Bir elektronu HOMO dan LUMO ya uyarmak için gerekli enerji ise
(7)
olur. Bu bağıntıdan, polimer uzunluğunun artması ile band gapın (1/N ile) azaldığı açıkça görülür ve böylece makroskobik boyutlarda pratik olarak tamamen kalkacaktır.

d)

Şekil 6 Serbest elektron modeli (L uzunluğunda bir boyutlu
kutu): (a) Enerji seviyeleri ve (b) dalga fonksiyonları.
Belli bir konumda dalga fonksiyonunun karesi, parçacığın bu
konumda bulunma olasılığıdır. Model çok elektronlu moleküler
orbital tanımına uygulanmıştır: (c) de 16 elektron ilk sekiz
moleküler orbitali doldurmuştur. En yüksek dolu molek����ler
orbital HOMO ile belirtilmiştir, sonraki boş olan da LUMO
ile gösterilmiştir. (d) de bir elektron HOMO dan LUMO ya
yükseltilmiştir (zıt spinli olacak şekilde, S = 0).
Başka modeller de nitel olarak benzer bilgiler verebilir.
Bunlar; p elektronlu sistemler için Hückel modeli veya daha gelişmiş
yarı-ampirik modeller ve data programları veya ab initio
modellerdir (örneğin John Pople’nin Gaussian programları,
1998 Nobel kimya ödülü). Çok elektronlu sistemler için
toplam dalga fonksiyonu bir durumu oluşturur (en basit
modelde bir elektronlu dalga fonksiyonlarının hepsinin
çarpımıdır, örneğin dolu orbitaller) ve onun enerjisi tüm
sistemin enerjisidir. Çift sayıda elektronlar durumunda, her
iki elektron en düşük enerjili orbitalden başlayarak her bir
orbitale yerleştirilir ve böylece taban durumuna karşılık
gelen Şek.6 c deki gibi bir yapıya sahip oluruz. Bütün
elektronlar çiftlendiğinden toplam spin açısal momentumu S
sıfırdır, dolayısıyla madde manyetik değildir.
Eğer dolu moleküler orbitallerin birinden bir
elektron, üstte boş moleküler orbitallerden birine taşınırsa
(Şek.6 d), uyarılmış bir elektron konfigürasyonu oluşur ve
buna karşılık gelen uyarılmış durum taban durumundakinden
daha yüksek bir enerjiye sahip olur. Taban durumu ve
uyarılmış durum arasındaki minimum enerji farkı (band gap),
düşük düzeyde bir pozitif yük ya da “hole” ve üst
orbitallerde (boş orbitallerde) de bir elektronlu yük çifti
oluşturmak için gerekli enerjiye karşılık gelir. Eğer düşük
orbitalde tek kalan elektronun spini ile uyarılmış
elektronunki birbirine zıt ise, S yine sıfırdır (S = 1/2 –
1/2 =0) ve uyarılmış durum bir singlet durumdur (manyetik
değildir). Hâlbuki iki spin paralel olursa, S = 1/2 + 1/2 =
1 olur ve bu duruma da triplet durum denir (madde
paramanyetiktir, yani molekül elektron spininden dolayı
sürekli bir manyetik dipol momente sahiptir).
Bizim basit serbest-elektron modelimizde (Denk.7) band gapın yeterince uzun zincir için sıfır olacağını ve bu nedenle de poliasetilenin bir iletken gibi davranabileceğini gördük. Deneysel olarak, band gap maddenin elektronik spektrumundaki birinci absorbsiyon bandının dalga boyu ile orantılıdır. Böylece, enerji şartı yerine getirilirse, l dalga boyuna sahip bir foton, bir elektronu HOMO düzeyinden LUMO ya uyarabilir. Bu şart
(8)
dir.
Burada h Planck sabiti ve n ışığın frekansı (n=c/l)
ve c de ışığın hızıdır. Bu yüzden, polienler uzunluğu
artıkça absorbsiyonun dalga boyu da uzar: Etheneden
butadiene, hexatriene doğru çift bağlar ekleyerek daha uzun
konjüke moleküller yapıldığında, band gap DE de azalır, fakat Denk.7 ki gibi değil. Böylelikle bir üst
limitin varlığı ortaya çıkar ve bu üst limitin dışında
yapılacak daha fazla konjügasyondan sonra sonsuz lineer
poliene değişim oluşmaz. Bu yakınsama birkaç teorik öngörü
ile de teyit edilmiştir. Bunların ilki 1937 de Lennard-Jones
tarafından ileri sürülmüştür. Böylece, önemli bir band gap
ve dolu valans orbitallerine sahip poliasetilenin bir
iletken olması beklenmez. 10–5 – 10–7 civarında kendine özgü
(intrinsic) bir iletkenliği ile poliasetilen bir
yarıiletkendir. Yarıiletkenlerden beklendiği gibi,
elektronların termal uyarılmalarının gerekli bir sonucu
olarak, sıcaklık azaldıkça iletkenlik de azalır (T = 0 da
sıfırdır). Aksine, metallerin iletkenliği sıcaklık azaldıkça
artar.
Şekil 7 de poliasetilenin optik absorbsiyon spektrumu gösterilmiştir. p ve p* orbitalleri arasındaki HOMO-LUMO gapı 1.7eV civarındadır. Bu değer, yaygın inorganik yarıiletkenler için gözlenilen gap değerine benzerdir. Bunlar: GaAs 1.43eV, Si 1.14eV ve Ge 0.67 eV. Dolayısıyla katkılama mekanizmi, band gap içinde (“aragap: midgap” durumlar), elektronların termal uyarılmayla atlayabileceği lokalize durumların üretilmesiyle, açıklanabilir.
Şekil 7 Katkısız poliasetilenin optik absorbsiyonu (eğri 1).
Klasik bir yarıiletken gibi numune, band gapdan (1.7eV) daha
düşük foton enerjisine sahip ışık için, saydamdır
(transparan). 2 ve 3 eğrileri artan dopant (katkılama
maddesi) ile poliasetilenin absorbsiyonunu göstermektedir.
Katkılamaya bağlı olarak bir midgapın (0.7eV da okla
gösterilmiş) ortaya çıkışına ve eğrilerin bir isosbestic bir
noktadan geçtiğine dikkat ediniz.
Organik kimya
konjüge çift bağların yalıtık çift bağlardan tamamen farklı
davrandığını göstermektedir. Kelime anlamından da
anlaşıldığı gibi konjüge olmuş çift bağlar kollektif
davranır ve sonraki en yakın bağ da çift bağdır. Hückel
teorisi ve diğer basit teoriler p elektronlarının tüm zincir üzerine delokalize (yayılma)
olduğunu ve yeterince uzun bir zincir için band gapın ihmal
edilebilecek kadar küçük olacağını varsayarlar. Bu
varsayımın bir sebebi bir moleküler p orbitalinin, karakteri gereği, konjüge çift bağ zinciri
boyunca bütün karbon atomlarının p orbitallerini
kapsamasıdır. Bütün dolu moleküler orbitallerin katkı
yaptığı elektron yoğunluğu dağılımına bakıldığında,
elektronların tüm zincir boyunca daha ziyade çift olarak
dizildiği varsayılır. Diğer deyişle, bütün bağlar eşit kabul
edilir. Bir sebep de poliasetilenin niçin bir yarıiletken ve
bağların eşit olmamasından dolayı niçin iletken olmadığıdır:
Hemen hemen Şekil 3c deki gibi, her ikinci bağın bir miktar
çift-bağ karakterine sahip olduğu, farklı bir alternasyon
vardır. Bu fikir 1930 da Heisenberg’in öğrencisi Peierls’den
geldi. Peierls, eş aralıklarla yerleşmiş sodyum atomlarının
hipotetik (farazi) zincirinin kararsız olduğunu ve atom
çekirdeğinin eş aralıklı yerleşiminin, ard arda kısa ve uzun
aralıklar şeklinde değişen bir dizilişe dönüşmesiyle, düşük
sıcaklıkta bir metal-yalıtkan geçişi yaptığını göstermiştir.
Bu yapısal bozulma Jahn-Teller (JT) bozulmasıyla
ilişkilendirilmiştir.
Şekil 8 Undecahexane zincirinin (a ® b) 5.karbon atomu üstünden bir
elektronun alınmasıyla oluşturulan Radikal katyonu
(“Polaron”). c ® e sıralamasında polaron göçü
gösterilmiştir.
Poliasetilen boyunca bir polaronun
hareketliliği yüksek olabilir ve Şek. 8 c-e de
gösterildiği gibi, yük zincir boyunca taşınabilir.
Pozitif yüke göre tamamlayıcı anyon çok hareketli
olmadığından, Polaronun hareket edebilmesini
sağlayacak birbirine yakın tamamlayıcı anyon
alanları oluşması için yüksek bir tamamlayıcı anyon
konsantrasyonu gereklidir. Dolayısıyla niçin daha
çok katkılama (doping) gerektiği böylece anlaşılmış
olur.
Polimerin önceden okside olmuş (yükseltgenmiş) bir kısmından ikinci bir elektron çıkartılırsa, ya ikinci bir bağımsız polaron oluşturulabilir ya da, eğer çıkartılan elektron birinci polaronun çiftlenmemiş elektronu ise, bipolaron oluşturulur. Bipolaronun iki pozitif yükü birbirinden bağımsız değildir, fakat süperiletkenlik teorisindeki Cooper çifti gibi, bir çift olarak hareket ederler. Bir radikal katyonu olan bir polaron 1/2 spinine sahipken bipolaronların toplam spini S = 0 dır. Poliasetilende iletkenlik için önemli olan polimer zincir bozuklukları içinde diğer unsurlar da, tek başına dalga bozukluklarıdır, bunlara “Solitonlar” denir. Şekil 9 da, bir cis poliasetilen zincirinin, “termal” izomerizasyon geçirerek, kararlı bir serbest radikal olan bir bozukluğu nasıl oluşturduğu gösterilmektedir. Bu, zincir boyunca yayılabilmesine rağmen kendisi herhangi bir yük taşıyamayan nötr bir solitondur. Diğer yandan o farklı zincirler arasındaki yük transferine katkı yapabilir (aşağıya bakınız).
Şekil 9 Soliton, cis poliasetilenin (a ® b) izomerleşmesiyle oluşur ve bitişik elektronla
çiftleşerek hareket eder (b ® e). Bununla birlikte, genellikle dopingle
üretilen solitonlar şekilde gösterilen gibi “ardışık
değişen bağ kusurları”ndan daha önemlidir.
Polimer malzemede bulk (hacimsel) iletkenlik
bir zincirden diğerine atlayacak elektron ihtiyacı
ile sınırlandırılmıştır, örneğin, moleküler
terimlerde moleküller arası yük transfer
reaksiyonudur. Bundan başka, malzemedeki farklı
kristalimsi domainler arasında oluşan kötü kontaklar
gibi makroskobik faktörlerle de sınırlanır.
Farklı polimer zincirleri arasında yük sıçramasıyla oluşan iletkenliği hesaplamayı amaçlayan mekanizmin biri “solitonlar arası sıçrama: intersoliton hopping” dır (Şek. 10). Burada elektron yan yana polimer zincirleri üstündeki lokalize durumlar arasında zıplıyor. Dolayısıyla solitonun rolü, yakın olarak yerleşmiş lokalize soliton ile elektronu değiş tokuş (exchange) ettirmek veya onun etrafına hareket etmektir. Intersoliton zıplamanın (hopping) çalışma mekanizmi yüksek katkılamada metalik durumla çok düşük katkılamada yarıiletken durum arasında bir yerde olan çoğu iletken polimerlerin işleyişine çok benzerdir. Tüm konjuge polimerler soliton taşımazlar, fakat polaronlar çoğunda bulunabilir. Polaron katkılı polimerlerde yük taşıması, zincir üstünde yük enjeksiyonuyla oluşturulan lokalize durumlar arasında, elektron transferi ile yapılır.
Şekil 10 Intersoliton zıplama: Nötr solitonlar (üstteki) serbestçe hareket ederken, yüklü solitonlar (alttaki) dopantlar tarafından tuzaklanmaktadır. Yüklü bir soliton ile yakın bir zincir üstündeki nötr soliton etkileşebilir: Elektron bir bozukluktan (defect) diğerine atlayabilir. Moleküler
elektron-transfer teorisi
Aynı zamanda, redoks reaksiyonları da olan
elektron transfer (ET) reaksiyonları, en yaygın
reaksiyonlar arsında ve basit kimyasal
reaksiyonlardır. Elektron donar (verici)
yükseltgenmektedir (oxidised) ve elektron akseptör
(alıcı) ise indirgenmektedir (reduced). Reaksiyonu
süren serbest enerji, donar ve akseptör arasında
indirgeme potansiyel farkıdır. ET reaksiyonunun
birisi, bir üst potansiyel enerji yüzeyine (PEY)
foto-uyarımdan sonra oluşan yük ayrılığıdır.
Örneğin, fotosentezde ET reaksiyon serisinin hepsi
bir foto-etkimeli yük ayrılmasından başlar.
Moleküler elektron transfer teorisi Rudolph
Marcus’un (1992 Nobel Kimya ödülü sahibi)
katkılarına dayanır, şimdiye kadar esas olarak
iletken polimerlerden ziyade biyopolimerlere
uygulanmıştır, kısaca burada ifade edilecektir.
Bir elektronun transfer reaksiyonu, bir elektronun, farklı ve kararlı olan lokalizasyonları temsil eden iki minimum arasında kalan potansiyel yüzeyi üstündeki hareketine karşılık gelir. Bir naftalin katyonu ile bir anthracene molekülü bir araya getirildiğinde, aşağıdaki elektron transfer reaksiyonu gerçekleşir:
|
Tüm sistemin [(C10H8)(C14H10)]+ olduğunu düşünelim. Dolayısıyla enerji yüzeyinde iki yerel minimum vardır: Biri tepki veren (reactant) duruma karşılık gelen [(C10H8)+(C14H10)] için, diğeri ürün (product) durumuna karşılık gelen [(C10H8)(C14H10)+] içindir. Bu sonraki en düşük minimuma karşılık gelir.
İki minimum arasında niçin
bir engel olduğunu anlamak zor değildir. Sol (reactant)
minimumdaki bağ uzunlukları naftalin katyonu ve nötr
anthracene molekülü kombinasyonuna karşılık gelir. Sağ (pruduct)
minimumdaki ise nötr naftalin ve anthracene katyonunu temsil
eder. Reactant durumun yerel minimumu QR ve
product durumun QP si yaklaşık olarak
paraboliktir. Eğer atomlardan birini, bağ açısı ya da bağ
uzunluğunda dQ kadarlık bir değişme doğuracak şekilde, denge
konumundan daha uzağa hareket ettirirsek, enerji (k/2)dQ2 kadar artacaktır. Burada k bu bozulmaya karşılık gelen bir
kuvvet sabitidir.
Engele diğer bir katkı da çözücüden gelir. Çözülmüş yüklü bir molekül yük dağılımını değiştirirse, çözücü molekülleri toplam enerjiyi en aza indirmek için kendilerini tekrar yönlendirirler. Marcus modelinde PEY’ler etkileşen parabollere yaklaşırlar. Bu model, ET modelindeki diğer kimyasal reaksiyonlarla karşılaştırıldığında, yapının daha ziyade sadece küçük bir değişme geçirdiği gerçeğini kullanır.

Şekil 11 Elektron transfer reaksiyonunda reactant ve product
durumlarının enerjisine karşılık gelen iki parabolik
potansiyel enerji grafiği. DG*, aşılmas��� gereken potansiyel engelidir ve l ise “tekrar organize olma enerjisi”dir.
Marcus modelindeki oran için temel denklem Arrhenius ve Eyring oran denkleminden türetilir:
(9)
Burada n, birim zaman başına engeli geçme denemelerinin sayısına karşılık gelen bir titreşim frekansıdır. k, geçiş katsayısıdır. DG*, engelin yüksekliğidir. Marcus modelinde diğer gerekli olan değer ise tekrar organize olma enerjisi l dır. Reaksiyon için serbest enerji değişimi DG° sıfır ise (Şek. 11), l en basit durumdadır ve parabolün birinin minimumundan yukarı, diğer parabole doğru düşey enerji farkına eşittir. Eğer DG° negatif ise, ET reaksiyonu kendiliğindendir ve soldan sağa doğru oluşacaktır. Bu durumda sağ parabol, -DG kadar soldan daha düşük olacaktır. Dolayısıyla aşağıdaki aktivasyon enerjisine sahip oluruz.
(10)
Bu aktivasyon enerjisi, eğer -DG° =l ise, sıfır olduğu açıkça görülür. Sağ parabolü (product) daha aşağıya çekmek için bir elektrik alan uygulanırsa, yani DG°, daha fazla negatif yapılırsa, bu durum, DG* aktivasyon enerjisinde bir indirgenişe öncülük edecektir. Elektrik alan uygulanmasından sonra elektron, donar ve akseptör arasında kolaylıkla sıçrama yapar. Marcus modeli başlıca biyomoleküler ortamlarda olan elektron transfer reaksiyonlarına uygulanır ve birkaç durumda da yarıiletken polimerlere uygulanmaktadır.
Elektroluminesans (Işık yayınlayan) polimerler - ikinci-nesil iletken polimerler
“Katkılı” poliasetilendeki metalik iletkenliğin, ilk
defa 1977 de yayınlanmasından beri, iletken polimerler
bilimi, değişik alanlarda hızlı bir gelişme göstermektedir.
Son zamanlarda yüksek saflıkta iletken polimerler elde
edilmekte ve bir dizi yarıiletken cihazlar
araştırılmaktadır. Bunlar normal transistörler, alan-etkili
tarnsistörler (FET), fotodiyotlar ve ışık-yayınlayan
diyotlardır (LED’ler). Özellikle, şimdilik, etkin ışık
üretimiyle polimer LED’ler ticarileşmeye yönelik büyük bir
potansiyele sahiptir. Polimerlere yeniden böyle bir ilginin
gösterilmesi, film yapımında polimer çözeltiler kullanılması
sebebiyle hızlı ve düşük maliyete sahip olmasındandır.
İletken polimerler gibi, yarıiletken polimerler de bu
özelliklerini iletken-moleküler orbital ve valans
orbitallerinden alırlar. Bu orbitaller p bağ orbitalleri ve p* antibağ orbitalleridir.
Elektro-kimyasal ışık-yayınlayan hücrelerde, yarı-iletken polimer, kenarın biri üstünde hole-enjekte eden (ITO kullanılarak) elektrot ve diğer kenar üstünde de düşük çalışma fonksiyonlu, elektron enjekte eden metal kontakla (alüminyum, magnezyum veya kalsiyum) asimetrik olarak çevrelenebilir. Işığın emisyonu, kenarın birinden gelen elektronlarla ve diğerinden gelen hollerin tekrar birleşmesinin sonucudur. Konjüge polimerlerin elektroluminesansı ilk defa 1990 da yayınlanmıştır. Poly(p-phenylene vinylene) PPV tek yarıiletken katman olarak kullanılmıştır. Işık yayınlayan diyot polimerlerde, yarı-iletken polimer, kenarın biri üstünde hole-enjekte eden (ITO kullanılarak) elektrot ve diğer kenar üstünde de düşük çalışma fonksiyonlu, elektron enjekte eden metal kontakla (alüminyum, magnezyum veya kalsiyum) asimetrik olarak çevrelenebilir. Bundan sonra, ışığın yayınlanması polimer film içersinde radyal yüktaşıyıcının yeniden birleşmesinin sonucudur. PPV, LUMO (p) ve HOMO (p*) orbitalleri arasında yaklaşık 2.5eV’luk bir enerji gapına sahiptir, dolayısıyla sarı-yeşil renkli bir luminesans üretir (Denk. 8’e göre). Bu, aynı zamanda, konjüge polimerlerde, normal foto uyarımla üretileninkine benzer bir emisyon spektrumuna sahiptir. Çok daha yüksek etkinliklere sahip polimer LED’ler yayınlandı. Bu LED’ler içinde ploystyrene sulphonic acid ya da polianilin klorid ile katkılanmış bir ploy(dioxyethylene thienylene) katmanı bulunmaktadır. Bu katman da indium-tin oxide ve emissive polimer katmanlar arasına yerleştirilmiştir. Farklı emisyon renkleri ile, LED imalatında kullanılan iki konjüge polimer, böyle bir cihazın nasıl yapıldığının şematik bir çizimiyle, Şek. 12 de gösterilmiştir.

Şekil 12 a) Işık yayınlayan diyotların (LEDs) fabrikasyonu için kullanılan bir iletken elektrot polimerle (sağda) birlikte farklı emisyon renklerine sahip yarıiletken polimerler (solda). b) Polimer LED’in bir kesiti.
Silikon fiziğinden moleküler elektroniğe
Amorf katılar veya sıvı çözeltilerde bile
“kısa-aralıklı” düzenler oluşturarak, içinde komşu atomların
belli konumlarda tutulduğu yeni moleküller tasarlanabilir.
Katıhal fiziğinde, mükemmel bir kristalin ön şartı
uzun-aralıklı bir düzende olmasıdır. Düzenli yapı,
süperiletken ya da lazer ışığının frekansını katlamak için
ihtiyaç duyulan harmonikleri üretmede optik ve elektrik
özellikleri makroskobik olarak tek başına başarması için,
bir şarttır.
Katı-hal fiziği ticari olarak silikona dayalıdır.
Bugün, periyodik tablonun atomlarının birçok yollarla, çok
daha yüksek mertebeli kompleks moleküllere
dönüştürülebilmesini sağlayan, daha geniş mikroskobik
çeşitlilik imkanı vardır. Örneğin, bir protein molekülü
başlıca karbon, oksijen, azot ve hidrojen atomlarından
oluşan bir polimer zinciridir. Zincirin farklı kısımları
(kısa kenar zincirlerini kapsayan) arasında meydana gelen
etkileşmelerin bir sonucu olarak iyi belirlenmiş üç boyutlu
bir yapıya geçiş olabilir. Böylece uzun-aralıklı düzen
başarılmış olur. Uygun substituentler seçerek, belirli bir
tarzda, elektronların uzaysal dağılımıyla kendine özgü (intrinsic)
elektronik özellikler daha ziyade kontrol edilebilir.
Bugünün elektronik teknolojisi, moleküler ölçekle
karşılaştırıldığında, büyük ölçüde tek kristallerin
kullanımına dayalıdır. Kristaller birbiriyle kaynaştırılır,
makroskobik olarak katkılanır ve diyot, transistör vb.
yapmak için büyük elektrotlara bağlanabilir. Bunlarla
birlikte, şu an, manipülasyon (güdümleme) tekniklikleri ile
yüksek çözünürlüklü optik litografi gibi küçük,
kendiliğinden içerikli, elektronik cihazlar imal edilebilir.
Bir silikon katman üzerine inşa edilmiş en gelişmiş entegre
devreler için minimum desen boyutu 200 nm civarındadır. Bu,
hala moleküllerin boyutlarından çok daha büyük bir
mertebedir. Ayrıca bir molekülün içi için tasarlanabilen
Angström çözünürlüğünden daha büyüktür. Bu yüzden elektronik
devre özelliklerinin tek moleküllere yükleme süreci başlamış
bulunmaktadır. Böylesi moleküllerin moleküler platformlar
üstünde iletken polimer tellerle bağlanarak dizilimi
moleküler plakalar oluşturacaktır. Boyutların 200 nm’den 2Ao’a
indirgenmesini düşünecek olursak, devre boyutundaki bu denli
küçülme, hızı büyük ölçüde arttırabilir ve kompüterlerin
dinamik hafızasını 108 lik bir çarpan kadar
yükseltebilir.


