KOROZYON
KOROZYON VE MALZEME
İLİŞKİSİ
Korozyonu genel anlamda, malzemelerin içinde bulundukları ortamlar
ile kimyasal ve/veya elektrokimyasal reaksiyonlar geçirerek
bozunmasıdır. Korozyon
esnasında oluşan reaksiyonlar materyal/ortam ara yüzeyinde meydana
gelir. İyonik iletken olan bütün çözeltiler, doğal sular, zeminler
ve beton elektrolit olarak korozyona neden olabilmektedir. Korozyona
uğrayan bir malzeme üzerinde birbirinden belirli sınırlarla ayrışmış
anot ve katot adı verilen iki farklı bölge bulunur. Anotta
oksitlenme (korozyon), katot da ise redüksiyon işlemi olur
(korunur).
Malzeme ile ortam arasında kurulan bu olağanüstü denge iki yönlüdür.
Anotta; oksidasyon sonucunda oluşan elektronlar ortamla arasında
kurulan iletken yoldan akarak katoda gider ve orada eş zamanlı
olarak yürümekte olan katot reaksiyonunda (redüksiyon) harcanır.
Elektrotlardaki
bu reaksiyonları yürütücü kuvvet, elektrotların potansiyelleri
arasındaki farktır. Bu gerilim farkı; elektronlar için sürükleyici
güç olduğundan genellikle hücrenin elektro motor kuvveti (emk) veya
hücre gerilimi olarak adlandırılır. Ölçülen potansiyel hakkında bir
hüküm yürütebilmek için bu değerin bir referans bir değerle
karşılaştırılması gerekir. Bir metal ne derece aktif ise, yani iyon
haline geçme isteği ne kadar yüksek ise o metalin korozyona uğraması
da o derece kolay olur. Standart elektrolit potansiyelleri
metallerin aktiflik durumu hakkında bir fikir verebilir. Bu amaçla
elektrokimyasal gerilim dizisinden yararlanılır, bu gerilim dizisi
korozyon eğilimini saptamak için kullanılır, dizinin yukarısındaki
metaller aşağıdakilere göre örneğin çinko, bakır’a veya demir,
hidrojen’e göre anodik tutum kazanırlar, başka bir deyişle standart
elektrolit potansiyeli daha pozitif olan metaller daha aktif
sayılırlar. Ancak
metal yüzeyinin pasifleşmesi gibi nedenlerle bu kuraldan sapmalar
olabilir. Günümüzde yaygın kullanılan demir dışı metal ve alaşımları
da pasifleşme özelliği gösteren malzemelerdendir.
Teknolojik
gelişmelere paralel olarak kullanılan malzemelerden daha üstün
özelliklerin istenmesi, konuyla ilgilenen araştırmacıları yeni
yöntemler veya yeni malzeme arayışına itmiştir. Geliştirilen her
yeni malzeme, mantığı gereği çeşitli malzemelerin iyi özelliklerinin
bir araya getirilmesi sonucunda, daha iyi özelliklere sahip malzeme
elde edilmeye çalışılır. Şayet her türlü bileşenin olumsuz
özellikleri mevcutsa bu özellikler nihai ürüne de yansır. Örneğin
yeni ürünü oluşturan bileşenler organik çözücülere karşı
dayanıksızsa, bu olumsuzluk onun oluşturduğu son kompakt yapıya da
yansır. Dolayısı ile geliştirilen bu yeni ürünün organik çözücülerin
bol miktarda bulunduğu ortamlarda kullanılmaması gerekir. Aynı
mantık sıcaklık, nem v.b. gibi diğer kimyasal etkiler açısından da
yürütülebilir. Unutulmamalıdır ki; yeni geliştirilen bir
malzemelerin korozyon duyarlılığı o materyali oluşturan her bir
bileşenin fonksiyonudur.
Bu malzemelerin
metaller, süper alaşımlar ve diğer malzemelere alternatif hale
gelmelerinin en önemli nedenleri; yüksek tokluk ve rijitlik,
mükemmel aşınma direnci ve üstün yorulma dayanımı sergilemeleridir.
Sahip oldukları özgül dayanımları, birçok üretim yöntemlerine
uyarlanabilir olmaları ve estetik görünümleri ise diğer dikkati
çeken özelliklerindendir.
Geliştirilen
yeni malzemelerin mühendislik uygulamalarında yaygın olarak
kullanılmasını sınırlandıran etmenlerin başında hiç şüphesiz bu
materyalin korozyon dayanımı gelir. Bu nedenle malzemenin korozyon
direncinin ne olduğunun tam olarak bilinmemesi gerekmektedir. İyi
bilinmektedir ki; endüstri alanında kullanılan malzemelerin mekanik
özellikleri kadar elektrokimyasal özellikleri de oldukça önemlidir.
Son zamanlarda geliştirilen yeni nesil malzemeler mekanik özellikler
açısından ümit verici sonuçlar gösterse de; bu durum korozyon
açısından hiç de iç açıcı değildir. Bu nedenle üretilen malzemelerin
korozyon dirençlerinin iyileştirilmesi gerekmektedir. Özellikle
korozyon direncinin belirlenmesi ve bunun artırılması için yeni
yöntemlerin geliştirilmesi büyük önem kazanmıştır.
TÜBİTAK projesi
kapsamında üretimini gerçekleştirdiğimiz ürünlerin korozyon
dirençleri ASTM standartları baz alınarak gerçekleştirilmektedir. Bu
testler yapılırken günümüzde en modern-güvenilir ve sonuca kısa
surede ulaşmayı sağlayan yöntemler kullanılmaktadır. Bu yöntemler:
Potansiyodinamik polarizasyon (PDS), çevrimsel polarizasyon (CP) ve
elektrokimyasal empedans spektroskopi teknikleridir (EIS). Testler,
hem atmosfer şartları altında (aerated atmosfer) hem de oksijenden
arındırılmış ortamlarda (deaerated atmosfer) gerçekleştirilmektedir.
Burada amaç; çözelti içerisinde var olan çözünmüş durumdaki
oksijenin redüksiyon reaksiyonunun engellenip malzemenin tüm
korozyon parametrelerini elde edebilmektir.
